Eğitim Dersleri

Zekatı Kimler Verir, Şartları Nedir

Zekât vermek için zengin, varlıklı olmak lâzımdır. Zenginliğin en alt sınırı da borcu varsa o çıktıktan sonra, kendisinin ve bakmakla yükümlü olduklarının bir yıllık ihtiyacı dışındaki artıcı mal varlığı zekât nisabı olarak ele alınır.

Zekâtı verilecek malın sahiplenmeden sonra üzerinden bir yıl geçmiş olması gerekmektedir. Böyle bir malın üzerinden alınacak zekât, bizzat zengin olan kişi tarafından Kur’an’da belirtilen hak sahiplerine verilebileceği gibi, oluşturulmuş olan bir kurum aracılığıyla da dağıtabilir.

Zekât Yükümlüsünde Şu Özellikler Bulunmalıdır:

Zekât verecek kimsenin Müslüman, özgür, ergin ve zekâtını vereceği mallar üzerinde mülkiyet hakkı bulunması gerekir. Zekât, niyet edilerek verilir ve mutlaka hak edenlere verilmelidir. Zekât, vekâletle de verilebilir. Çocukların ve özürlülerin zekâtları (durumlarına göre) vasilerince verilir. Zekât, kul hakkına girdiğinden, şartların gerçekleşmesinden sonra geciktirilmeden verilmesi gerekir. Ülkemizde ramazan ayının bereketli sayılmasından ötürü, Ramazan’da zekât verme âdeti yaygınlık kazanmıştır. Zekâta tâbi malın aynısı verilebileceği gibi değeri de verilebilmektedir . Buradan da anlaşılmaktadır ki zekât verecek kişide ve zekâtı verilecek malda -servette birtakım özellikler aranmaktadır. Namaz ve oruç nasıl Müslümanlara farz ise zekât da aynı insanların zenginlerine farzdır. Aynı toprakta yaşayan gayrimüslimlerin zekât vermeleri söz konusu değildir. Onlardan zekât dışı bir takım vergiler alınır.

Zekâtı Verilecek Malda Şu Özellikler Bulunmalıdır:

1- Zekâtı verilecek malın mülkiyeti o şahısta olmalıdır, (tam mülkiyet)

2- Zekâtı verilecek malın artıcı özelliği olmalıdır.

3-Zekâtı verilecek mal bir yıllık ihtiyaçtan arta kalan olmalıdır.

4- Zekâtı verilecek mal nisaba ulaşmış olmalıdır.

5- Zekâtı verilecek malın üzerinden bir yıl geçmiş olmalıdır.

Kur’an, zekâtı verilecek bir kısım mallara değinmiş fakat hangi maldan ne miktar verileceğini belirtmemiştir. Peygamber Efendimiz, zekât tahsiline gönderdiği kişilere, hangi mallardan ne miktarda zekât alacaklarını tarif ederek öğretmiştir. Arkadan gelen hukukçular Hz. Peygamber’in uygulamalarına bakarak konuyu bir sisteme bağlamışlardır. Mezhepler arasında kimi farklar varsa da, zekâtın farziyeti ve toplanıp dağıtılması konusunda bir farklılık yoktur.

Şimdi kısaca zekâtı verilecek mallardaki özelliklere değinelim:

1- Tam mülkiyet şu demektir: Kimi mallar kamunun, kimi mallar belli kimselerin müşterek malıdır. Oralardan zekât alınmaz. Hayır amaçlı işler için (meselâ çocuk okutmak, fakir doyurmak, cami, okul, yol, köprü yapmak gibi) hayır kurumlarına bağışlanmış olan mal ve paradan zekât alınmaz.

Haram yollarla (hırsızlık, gasp, rüşvet, tefecilik… gibi) kazanılan mallar zekâta tâbi değildir. Haram malın mülkiyeti meşru değildir. Mülkiyette yasallık yoksa tasarrufta da yoktur.

Gaspedilen, çalınan, kaybolan mallar tekrar ele geçinceye kadar zekâta tâbi değildir.

Verilmiş sözlerden ötürü birtakım mallar, henüz hak sahibinin elinin altında değilse zekâtı verilmez.

Adam zengin görünüyor; fakat borcu malını götürüyorsa o kişi zekât mükellefi değildir.

Rehin malları elinde bulunduran da tam malik olmadığından, o malların zekâtını vermez.

Satın alınmakla bir mala sahip olan, o malı henüz teslim almamışsa da zekatını vermekle yükümlüdür.

Alacağı olanlar, alacaklarını tahsil edince zekâtlarını vermek zorundadırlar. (Kimi hukukçular tam tahsil demişler, kimileri belli oranlarda tahsili zekât için yeterli görmüşlerdir.)

2- Zekâtı verilecek malın artıcı özelliği olmalıdır yani malın artması, çoğalması, nemalanması demektir. Ticarî mallar, hayvanlar, toprak ürünleri… gibi. Altın, gümüş, para… gibi .

Zamanımızda ticaret mallarında, tasarruf aracı olarak kulanı-lan her çeşit kâğıtlarda çok büyük yenilikler ve çeşitlilikler olmuştur. Bunlardaki nema hayvanlar ve toprak ürünlerinin çok önüne geçmiştir.

3- Nisaba sahip bir Müslümanın, bir yıllık ihtiyacı dışında kalan mal varlığından zekât ödeneceğine göre, kişilerin bir yıllık aslî ihtiyaçlarının ne olduğu, ne olması gerektiği konusu Müslüman hukukçularını düşündürmüş ve bunun kişiden kişiye değişen göreceli (izafî) bir noktada kalmaması için objektif-somut ölçüler koymuşlardır. Meselâ:

Ailenin bir yıllık gıda maddeleri, her tür giyecekleri, sanat ve meslek araç-gereçleri, oturulan ev, evin kullanılan eşyaları, binek aracı, bilim amaçlı kitaplar, gereçler aslî ihtiyaçtır; zekâtı verilmez denmiştir.

İsrafın çok yaygınlık kazandığı günümüzde çoğu insan lüks eşyaya sahip olmayı ihtiyaç saymaya başlamıştır. Onun için temel ihtiyaç maddelerinin belirlenmesinde kişilerin sosyal, kültürel çevreleri önemliyse de, toplumun değer yargıları, asgarî geçim şartları, geçim standartları göz önüne alınarak bir değerlendirme yapılmalıdır. Enflasyonun olduğu dönemlerde değerlendirme her yıl yenilenmelidir.

4- Zekâtın verilmesinde “nisap” esastır demiştik. Nisap, zekât verilmesinde tespit edilmiş olan asgarî = en alt sınırdır. Meselâ: 85 g. altını, (5) devesi, (30) sığırı, (40) koyunu olanlar bu mallarının zekâtını vereceklerdir. Bunların hepsine birden sahip olan değil, sadece bir bölümüne sahip olan zekât verecek demektir. Toprak ürünlerinin zekâtı da buraya dahildir.

Bu rakam ve ölçüler Hz. Peygamber dönemine göredir.

Geçim şartları ve zenginlik ölçüleri zaman içinde değişmekte olduğundan her yıl asgarî geçim standartlarını belirlemek, bunun üstünde olanların zekât vermeleri, altında kalanların zekâtla sorumlu sayılmamaları gerekir. İşte bunları yapmak ve toplumun böyle bir ihtiyacına cevap vermek üzere, Türkiye’deki hükümetler, ilâhiyat fakültelerine “Zekât Toplama ve Dağıtma Yasa Tasarısı” hazırlatıp bunu TBMM’den geçirerek yasalaştır-malıdır.

Elbette bu görev lâik devlete değil, özerk bir kuruma görev olarak verilmelidir, islâm’da zekat zorunlu bir ibadet olduğundan, bu yasa başka türlü yürürlüğe konamayacağından, TBMM, Müslüman halkla bu çağdaş gereksinimi karşılamak; zekat vereceklerin zekatını, sadakasını, bağışını… toplamak ve Kur’an’da belirtilen yerlere dağıtmak, bu kurumda görev alacakların sorumluluklarını sayıp dökmek üzere bu yasayı çıkarmak zorundadır. Bu özerk kurum Diyanet İşleri Başkanlığı olabileceği gibi, yeniden oluşturulacak bir başka kurum da olabilir. Bu maksatla ilâhiyat fakültelerinin bir kaçında sürekli araştırma yapmak üzere birer Zekât Enstitüsü açılabilir. Ancak o zaman İslâm, sözden öteye geçip, dün olduğu gibi bugün de, yarın da, bireylerin ve toplumun hayatıyla bütünleşebilir. Dinin bu tür yükümlülüklerini oluruna -adamsendeciliğe bırakmayıp, yeni durumlara göre insan hayatıyla bütünleştirmek, dinimizin doğal buyruğudur. Müslüman halk örgütlenerek, getirilen kuralları işleterek, hem Müslümanlara hizmet sunmuş ve hem de İslâm’ın insan hayatıyla bütünleşmesine katkıda bulunmuş olurlar. Unutulmamalıdır ki, gevşek ve uyukla-yan toplumlar, uyanık toplumlara av olmaktan kurtulamazlar.

Zekât toplarken, dağıtırken, o maksatla harcama yaparken suistimal yapanlar, çıkarılacak yasada ve T.C. Devletinin öteki yasalarında en ağır bir biçimde cezalandırılmalıdır ki vatandaşlarımızın kuruma olan güvenleri sarsılmasın. Seve seve zekâtlarını getirip bu kuruma teslim edebilsinler.

5- Zekâtı verilecek malın üzerinden (1) yıl geçmesi:

Hz. Peygamber bu konuda şöyle buyurmuştur: Üzerinden bir yıl geçmedikçe o malda zekât yoktur” (İbni Mâce)

Yıldan maksat kamerî yıldır. Bu konuda milâdî yıl uygulamasına geçilebilir.

Hz. Peygamber’le başlatılan uygulamada altın, gümüş, ticaret malları, hayvanlar… bir yıl ölçüsüne tâbi tutulmuş; toprak ürünlerinde yıl kullanılmayıp hasat-ürün dönemi esas alınmış; madenlerin, definelerin zekâtında ise, elde edildikleri zaman alınma cihetine gidilmiştir.

Nisabın yıl içindeki değişmeleri ile ilgili olarak çeşitli mezhepler farklı şeyle söylemişlerdir. Zira ticarî durum bir yıl içinde değişip durmaktadır; ama sene sonu bilânçosuna göre vergi ödenmektedir. Bu, zekât için de ölçü olabilir.

Zekâtın Alınması, Dağıtılması:

İslâm zekâta “zenginin malındaki fakirin hakkı” yaklaşımıyla baktığından, başlangıçtan günümüze, bunun bir devlet organizasyonu olarak yürütülmesinde yarar görülmüştür. Hz. Peygamber ve Dört Halife Devri’nde zekât mükelleflerinin zekâtlarını bizzat kendilerinin getirdiğine dair örnekler varsa da, aynı dönemde bunun devlet eliyle alındığına dair örnekler de vardır.

Yukarıda da değindiğimiz gibi, parasal bir ibadet ve sosyal dengelerin korunmasında çok önemli bir etken olan zekât, işlevini yitirmemeli, lâik Türkiye’de bu özel görev özerk bir kurum devreye sokularak yürütülmelidir. Yukarıdan aşağıya bir örgütlenme, mükelleflerin isimleri, adresleri, ödedikleri aynî ya da nakdî tutarlar; dağıtılacak kişilerin isimleri, adresleri ve kendilerine ödenen miktarlar bilgisayar sistemi içinde çok mükemmel bir biçimde yürütülebilir ve tam İslâm’ın hedeflediği gibi bir sonuca ulaşılabilir. Elbette bu görevleri yürütenlerin çok sıkı denetlenmesi asla ihmal edilmemelidir.

Öte yandan günümüzde malların genele yakını açık mal şekline dönüşmüş olduğundan uygulama ve tahsilat yönünden de kolaylıklar söz konusudur.

Zekât, ibadet düzeyinde bir yardım olduğundan yakın çevreden uzaklara doğru dağıtımı da bu özerk kuruluş gayet güzel bir şekilde yürütebilecektir. Bu tahsilat ve dağıtım usulü üstelik, adalet ilkesine çok uygundur. Alanların sosyal durumu da izlenerek zaman içinde onların da zekât mükellefi durumuna gelmiş olmaları görülebilecektir. Zekât verdirmenin bir amacı da zaten budur.

Bugüne kadar, bu mükemmellikte bir uygulamaya geçilememiş olması, hem Müslümanların ve hem de onları yönetenlerin kusurlarıdır. Peygamber Efendimizin ve ondan sonra gelen halifelerin zekât konusunu nasıl duyarlılıkla takip ettiklerini biliyoruz. Öyleyse, böylesine toplum huzuru ve dengelerinin kurulmasında çok önem arz eden zekât gibi bir konunun ihmale gelir bir yanı yoktur. Yeryüzündeki mevcut dinler içinde İslâm gibi, ilkeleri insanlar tarafından kolayca anlaşılacak ve kolayca uygulanacak başka bir din yoktur. Bu kolay ve sade din bizlere kitap bazında, sağlam ve bozulmaksızın ulaşmış; ancak son yüzyıllarda İslâm devletlerinin büyük sarsıntılar geçirmiş olmasından ötürü çağın gerekli kıldığı yeni organizasyonlar yapılamamış olmasından ötürü de fakir Müslümanların hakları hep ziyana uğramıştır.Bizim önerdiğimiz bu yeni yapılanma sağlam ve güvenilir bir kuruluş olarak görevini en iyi bir şekilde yapmaya başlayınca, zekât veren insanlar kurum görevlilerinin kendilerini bilgilendirmesinden sonra, büyük bir gönül rahatlığı içinde dinsel görevlerini yerine getirmiş müminlerin rahatlığını duyacaklardır.

Bilindiği gibi Peygamber Efendimiz “Bizi aldatan bizden değildir” buyurmakla müminlerin doğrulukta, dürüstlükte, güvenilirlikte de örnek olmalarını istemiştir. Zekâtı verenler gönülleri daralarak, elleri titreyerek zekât verirlerse, Rabb’imizin rızasını kazanamayacaklarını bilirler ve o yüzden “Varsın fazlasıyla fakir ve yoksullara gitsin!” diyerek daha fazlasını ödeme yoluna giderler; çünkü bu alan yani zekât verme, müminlerin cömertlik yarışına girdikleri alanlardan birisidir. Cenabıhak Kur’an’da müminleri ” İyilik ve hayır yolunda yarışa …” çağırmaktadır. Rab çağırır da kul durursa, kaybeden kul olur. Tarih boyunca, müminlerin cömertliği ve Allah’a iman etmiş olmanın temelleri üzerinde yükselen zekât, mükellef tarafından doğrudan hak sahiplerine verildiği gibi, devlet tarafından toplanarak dolaylı olarak hak sahiplerine dağıtılarak bu günlere gelinmiştir. Bugünkü demokratik düzen içinde, bize göre, İslâm’a en uygun olanı; zekâtın, yasayla oluşturulacak bir özerk kurum tarafından toplanıp dağıtıl-masıdır. Dağıtılacak kişileri ve grupları ve onları en iyi tanıyan ve hak yerini bulacak şekilde ancak böyle bir kurum sağlayabilir. Zekât mükellefleri mal varlıklarının ifşa edilmesini istemiyorlarsa, vergi mükelleflerinin adlarının gizli tutulmasını istedikleri gibi, burada da isimler açıklanmaz ve özel durum korunur.

Zekât verilmesi emredilmiş “içinizden niyet ederek veriniz”denmiş; fakat kişiye teslim ederken “Bu benim zekâtımdır” demek şart koşulmamıştır. O bakımdan çoğu İslâm hukukçuları zekâtın doğrudan verilmektense, vekâlet yoluyla verilmesinin daha uygun olacağını söylemişlerdir.

Kur’an’a Göre Zekât Dağıtılacak Yerler:

Hz. Peygamber’den günümüze kadar zekât, Tevbe suresi 60. ayetinde belirtilen kişi ve gruplara verilerek sürmüştür. Bunun dışındakilere zekât verilmez; başka yardımlar yapılır.

“Sadakalar (Zekâtlar) Allah’tan bir farz olarak

1- Fakirlere

2- Düşkünlere

3- Zekât toplama ve dağıtım görevinde çalışanlara

4- Kalpleri İslâm’a ısındırılacaklara

5- Özgürlüğünü yitirmiş olanlara

6- Borçlulara

7- Allah yolunda olanlara

8- Yolda kalmışlara aittir. Allah bilendir, Hakîmdir.”

Paraya, mala düşkün kimileri zekât yardımından faydalanmak için Hz. Peygamber’e baş vurmuş; lâkin Peygamber Efendimiz onlara zekâttan yardım yapmamıştır. Zira başvuruda bulunanlar, kendilerine zekât verilmemesi gereken kişilerdi. Onların bu davranışları Tevbe suresi 58 ve 59. ayetlerde sitem edilerek anlatılmaktadır.

Hz. Peygamber Efendimiz kendi ailesinden hiç kimsenin zekât alamayacağını çok açık bir biçimde ortaya koymuştur. Onun bu tutumu benzersizdir. Devlet imkânlarını aile ve akrabalarına peşkeş çekenlerle Hz. Peygamber’in bu davranışını kıyaslarsanız, Rahmet Peygamberi’nin eşsiz dehasını burada da görebilirsiniz. Şu örneğe bakınız:

Hz. Peygamber’in sevgili torunu delikanlı Hz. Hasan bey-tülmaldeki bir hurma kabının açık olduğunu görür ve yemek üzere bir kaç tane alır. İşte o zaman dedesi ona sertçe çıkışır ve: “Bırak onu, bırak! Zekât malını bizim yiyemeyeceğimizi bilmiyor musun?” der ve aldıklarını yerine bıraktırır. (Buharî, Müslim)

Hz. Peygamber Efendimizin aile bireyleri ve akrabalarına zekât almayı ve zekât malından yemeyi yasaklamış olmasının elbette bir sürü sebep ve hikmetleri vardır. İnsanlığa örnek olacak ahlâkı yaşamış ve göstermiş olan bu yüce şahsiyet bu tutumuyla kendisini, ailesini ve yakınlarını her türlü töhmet ve şaibeden korumuş olmaktadır.


Etiketler: , , , , , , , ,

Arşivler

Yorum Yaz

Daha fazla Bilgi Deposu, Her Telden, Kategorisiz
Zekat Nasıl Başladı?

Zekâtın kelime anlamı artma, çoğalma, arıtma, bereket... demektir. Kur'an'da "Sıdk" olarak geçen kelime (sadaka buradan gelmektedir) sözünde durmak, yalan söylememek...

2013 SBS Lise Puanları Düşecek mi

2013 SBS sona erdi ancak öğrencilerin içindeki sorunlar bir türlü bitmek bilmedi. Birçok öğrencinin 2013 SBS sınavı kötü geçmesinden ötürü...

Zekat Hakkında

İnsan, toplumsal bir varlıktır yani tek tek insanların oluşturduğu toplum olgusunda o, temel taşı konumundadır. insan-toplum ilişkisi dendiğinde hemen akla...

Kapat